Önceki Resim:
Başmakçı, Afyonkarahisar (Osman Ünlü)

 
 Sonraki Resim:
Döğer kervansarayı, İhsaniye, Afyon, Osman Ünlü


Tarihi Döğer kervansaray, İhsaniye, Afyon, Osman Ünlü
Tarihi Döğer kervansaray, İhsaniye, Afyon, Osman Ünlü


         





Tarihi Döğer kervansaray, İhsaniye, Afyon, Osman Ünlü
Resim bilgisi:  
Görüntülenme: 8
İndirme Sayısı: 0
Oylama: 0.00 (0 oy kullanılmış)
Eklenme Tarihi: 17.12.2015 23:56
Ekleyen: osman
Resim boyutu Bu resim otomatik küçültülmüştür. (800 x 310)


Yorumu yapan: Yorum:
Bayram Kaya
Ziyaretçi

Başmakçı'da İslamlaşma Süreci

Selçuklular ile Anadolu’ya İslam girer. İslam adına bu coğrafyaya gelen dervişler, Pagan ve Hıristiyan halk ile sağlam gönül bağları kurarlar. Coğrafya İslamlaşmaya başlar. Halk merkezi güçlü bir devletin, can ve mal güvenliğinin olmadığı bu güvensiz ortamlarda Baba Resul, Baba İlyas, Baba İshak, Saru Saltuk, Geyikli Baba, Hacı Bektaşi Veli, Ahi Evran, Edebali, Abdal Musa, Abdal Murad, Kaygusuz Abdal, Battal Gazi, Hüseyin Gazi, Tabduk Emre, Yunus Emre, Mevlana, (sonraları Barak Baba, Baba İlyas torunu Aşık Paşa) Başmakçıda Sarı Saltukun talebesi Sultan Abdurrahman gibi derviş, ozan, baba ve veli insanların nüfus alanlarına sığınmaktadırlar.
Sözgelimi Büyük Ozan Kaygusuz Abdal, Rum beyinin oğludur ve Abdal Musa üzerinden maiyetiyle İslamı kabul etmiş, bölgenin üzerinde de etkisi olmuştur. Ayrıca Hacı Bektaş Veli ile Edebali, Baba Resul diye bildiğimiz Baba İshak'ın öğrencileridir, Baba İshak ölünce geleneği bunlar sürdürmüşler, Türkmen-Yörük nüfusu örgütlemek için baş sorumluluk almışlardır. Sözünü ettiğimiz ozan, derviş ve velilerin birer halk adamı, inanç önderi olduğunu unutmayalım; İslamın asıl yayıcıları da bunlardır; bu süreç Moğol saldırısıyla hızlanır. Moğollardan kaçan Türk Halk Toplulukları Selçuklu sınırları içine girer ve Anadolu nüfusu şişmanlar. Selçuklu bunlardan kurtulmak için onları Bizans üzerine yönlendirir ya da Oğuz boyları başkanlarına bey unvanı vererek uç beyi olarak görevlendirir, vergi verme zorunluluğu koyar.
Biz bu Baba-Erenleri, tahta kılıçlı erenler olarak tanırız, bu da bize bunların 12. yy. ile 14. yy. arasında Anadolu coğrafyasını kılıçla değil fikirleri ve uygulamalarıyla İslamlaştırdıklarını gösterir. Bunlar aynı zamanda Anadolu Tasavvufunun babaları yani Mutasaffıvlardır. Osmanlı'nın kuruluş Piri manevi olarak Hacı Bektaş-i Veli idi. Osmanlı Ordusu Yeniçerinin manevi ortası Bektaşiliğin temsilcisine aitdi.
Ancak, Orta-Asya'dan Anadoluya ne kadar Türk Halk göçü geldi? Bu tam bilinmiyor, sadece hangi boyların gelip kaç çadırları olduğu yazılır ki, boyların genelde 400 çadır ve 400 atlı geldikleri sözlü olarak anlatılır, bu rakamlar çok ufak rakamlardır. Oysa Türkler Anadoluya gelmeden önce Anadolu nüfusu, onbinlerce olarak tahmin edilir. Asıl nüfus o zamanlarda kırsalda yaşardı. Sözgelimi Halikarnas balıkçısı da Anadoluya gelen Türk Halk Topluluklarını, halk dilinde var olan bu anlatılara dayanarak, dört yüz atlı olarak gösterir. Ancak Tarih Bilinci olanlar bilirler ki, Moğol saldırısı ile halk Orta Asyadan Batıya kaçıyor ve Anadolu nüfusu şişmanlıyor. Kısacası bu konudaki bilgilerin gerçeğe yakın bir belgesi yok ve çok küçük sayılar veriliyor. Ama benim görüşüm bu bölgeye ilk önce Eskişehir- Seyyidgazi, Afyon-Sincanlı ve Emirdağ, Kütahya-Altıntaş, Uşak-Banaz ve Akdağ-Dinar, Başmakçı ekseninde bu dağlık ve birbirine ulalı yüksek dağ silsilesinde, göçebe, yarı-göçebe ve yerleşik topluluklar geliyor ve yavaş yavaş yayılıyorlar, Afyon'da ilk Türk Halk nüfus alanları buralar. Sonra yerli Rum, vb. halklar Erenler üzerinden islamı kabul etmeye başlıyorlar.
Anadoluya ilk defa Türkçe konuşan Halklar ne zaman gelmiş olabilir? Bunu bilemiyoruz ama Bizans Ordusunda Şamanist ve Hıristiyan Türkler vardı, dolayısıyla bu çok eskiye dayanır, bu konuda kaynak yok. Birde Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürkün silah arkadaşlarından Türk Ortodoks Patrikhanesi'nin kurucusu Zeki Erenerol (Papa Eftim) Türk idi, hala İstanbul-Karaköy Türk Kilisesi bu aileye aittir. Ayrıca Mustafa Kemal, 1930'lu yıllarda ''Türk Tarih Tezi'' ni ortaya attı ve Anadolu ile Ortadoğu'daki Hititlerin-Etilerin- ve Sümerlerin Türk olduğunu savunmuştu. Ayrıca Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Anadolucudur, şimdiki Türkiye nüfusunun çok eski Anadolu halkları ile Orta-Asyadan gelen Türk Halk topluluklarının karışımı olduğunu savunur. Asyadan Anadoluya gelen nufusun ise abartılmaması gerektiği fikrindedir.
 
Başmakçı'da İlk Türk Halk Topluluğu:

Başmakçı'dan Küllüceye doğru Sarular-Sarılar Kuyusu çevresine Ahmet Yesevi'nin öğrencisi Sultan Saru Saltuk Dedeye bağlı bir grup geliyor, Sarı Saltuk onları buraya yerleştiriyor, yerli halk ile çatışma olsa da uzlaşı sağlanıyor. Bir aşiretten ziyade bir oba ya da grup olan bu topluluk Başmakçı'da ilk Türk Topluluğudur. Sarı Saltuk'tan gelen Sarılar hala Başmakçı'da ve yer yer çevre köylerde yaşıyorlar. Çok ilginç Sarılardan yıllar sonra buraya gelen Horzumlar ve Yörüklerde yine Sarılardan Bademliye doğru yerleşiyorlar ve yerli halk ile cidi kavgalar yaşıyorlar. Sarılar buraya geldiğinde güçlü bir şekilde yanan Rumların tuğla ocakları da, ayakkabıcılık da, Ermenilerin kuyu açma, oyma zanaatları da sözlü anlatılara girer, bizlere kadar ulaşır. Öyleki, Başmakçı'da kanalizasyon çalışmaları sırasında, toprağın 2-3 metre altında, üç bin yıllık tuğla ocağı çıktı. Yani Hitit-Roma devrinden kalma ocaklar. Ama Başmakçı tuğla ocakları malesef gelişen inşaat fabrikaları tekeli karşısında rekabet edemediler ve son 50 yılda azap verici bir yok oluş yaşadılar, yinede hala ayakta durabilenler var.
 
Sultan Abdurrahman Başmakçı'da 13.yüzyılda Saru Saltuk (Sultan Sarı Saltık Muhammed Buhâri, Saltık Bay Sultan, Sarı Saltuk Dede, ö. 1297/1298) ile aynı zamanlarda görülür, Türbesi yukarı mahalle eski mezarlıktadır. Bu türbeler İslamı yayan, Anadoluya gelen Türkleri birlik içinde tutan, onları örgütleyen türbelerdir. Hilal'de (Mihail) Ahmet Dede türbesi, Devrent Nacak Dede Türbesi, Taraklı Kırpık Dede Türbesi, Yaka Ayşe Kadın Türbesi aynı rolleri oynarlar.
Ahmet Dedenin, tuttuğu kuru dalı yeşertiğine, uzaklarda savaştığına, savaşan yol arkadaşlarına su ve ekmek taşıdığına, Ramazanda yese bile yediğinin dilinin altndan aşağıya inmediğine, vs. halk tarafından inanılan bir manevi kişiliktir. Bu sembolik anlatımlar bile onun önemini ortaya koyar ama bu semboller ne anlama gelir düşünmek gerekiyor yoksa kimsenin kuru dalı yeşertemiyeceği gerçek. Ahmet dede hakkında, '' namazını niye kılmıyorsun'' gibisinden sorulara muhatap olduğu iddiası, rakipleri tarafından uydurulmuş bir hikayedir, yoksa, ben onun hakkında anlatılanlardan çıkardığım güçlü bir kişiliği ve dini siyasi derinliği olduğudur. Sözgelimi 15. yy'da Moğollar-Timur tüm Anadoluya giriyor, tarümar ediyor ama Afyon dahil bu bölgeye giremiyor.Dedeler-Babalar manevi ağırlığını kullanarak halkı ezdirmemişti. Ahmet Dede bende bu tür bir izlenim bıraktı. Bu türbede yakın zamanlarda Bektaşi adında biri yaşardı, bunu tanıyan birisi ile hep konuşmak istemişimdir. Bölgede Ahmet, Ayşe, Sultan, Abdurrahman isimlerinin çok olması da türbe isimlerinden kaynaklıdır.

Bölgenin Dini İnancı ve değişimler:
Burada önemli nokta Sultan Abdurrahman'ın, ''Sultan'' mahlazını nereden ve kimden aldığıdır? Bu sorunun yanıtı bölgenin dini tarihine ışık tutar. Bu konuda bir Sultan Abdurrahman Velayetnemesi yok ama bazı bilgiler mevcut. Sultan ''mahlaz''ını kullanmış olması Sultan Abdurrahmanı, Sultan Saru Saltuk ve Hacı Bektaş Veli ananelerine bağlıyor. Bu bölgede ilk defa Sarı Saltuk Türkleri örgütledi ve İslamı yaymaya başladı, sonra Balkanlara geçti. Sarı-Han'lılar, Germiyanlar, Sahip Atalar, Selçuklular, Osmanlılar bölgede bu alt yapı üzerine oturdu. Bu gün Sultan Abdurrahman türbesi yanında mezarlıktaki bazı eski mezarlar bu ilk Türklerin mezarıdır ve Şamanist özellikleri olan mezarlardır, yani her bölgede görülen Sarı Saltuk Dede geleneğinin mezarlarıdır.
Anadoluyu asıl islamlaştıranlarda bu Tasavvuf ehli Mutasaffıv Babalar ve Pirlerdir. Bunların genel adı Ehl-i Hakikat idi, yani Ehl-i Hakikatcılardır (Gerçekçiler), biz bunları Hal Ehli olarakda biliriz. Sonradan imparotorluk politikası gereği Hakikatcılara karşı Ehl-i Şeriat gelişti, yani Kal ehli. Bunları İbni Kemal ve Ebusuud temsil eder. Osmanlı düşünce tarihini bu iki fikir akımının mücadele ve çatışması belirledi... Saru Saltuk'un her Osmanlı bölgesinde bir mezarı vardır, orayı onun fethettiği inancı yaygındır, öldüğünde birden çok sanduka yapılmış ve her bölgeden gelen kralların bir sandukayı alarak bölgesine taşımış olmalı, yani aslında Alperen Saru Saltuk efsane bir kahraman ve Alperen olduğu kadar bir inanç ve ideoloji önderi idi. Ancak 17. yüzyıllardaki çatışmalar ve baskılar sonucu Saru Saltuk ve Hacı Bektaşi Veli geleneği zayıfladı. Hatta Nakşibendilik gibi şamanist özelliği olan, Bektaşilikten farkı olmayan, Asya kökenli bir tarikat bile tamamen değişti. Kadim tarihsel tarikatlardan Kalenderiler ile Haydariler, vb. ise yasaklandı. Bu yıllarda Osmanlı ciddi bir ideolojik kabuk değiştirdi; tabi en kötüsü ideoloji ve inanç önderleri de değişti. Osmanlı çöküşe geçti.
Bu dönemde, Osmanlıda Hal Ehli ile Kal ehli arasında, (Hakikatcılar ile Şeriatcılar) siyaseten ve dinen kanlı bir çatışma vardı. Bu çatışma öyle şiddetlendi ki, iftiralar sıradanlaştı; Irak Imad doğumlu Kürt Şeyhülislam Ebusuud Efendi, Anadoluyu islamlaştıran Saru Saltuk, Geyikli Baba, Abdal Musa gibi Hakikatcı Alperenleri ''Hıristiyan Keşişi'' olmakla itham ederek kara çaldı, hatta Osmanlının yeni bir döneme girdiğini, bu yeni dönemde yeni inanç şeriatın geçerli olacağını söyledi (1560 lar). O güne kadar görülmemiş şekilde sık sık ''katli vaciptir'' fetvası vererek çatışmayı arttırdı. Bu yaftalama tam bir kırılma noktası oldu, ilk kez Şeriatcılar Hakikatcılara üstünlük sağlamaya başladı. Mezhep değişimlerine zorlandı halk. Dedelerin, Alperenlerin sevgi dili İslam bir ideoloji haline getirildi. Bu ideolojiye uygun bir üst sınıflar oluştu. Şaşalı depdebeli zengin hayat yaygınlaştı. Bektaşi geleneği çok zarar gördü. Türkmenler hor görüldü. Sarı Saltuk, Abdal Musa ve Geyikli Baba geleneğine bağlı Sultan Abdurrahman Türbesi gibi Türbeler ya Nakşiliğe ilişkilendirildi ya da kapatıldılar. Bu evrede Ahmet dede Türbesi eski değerlere daha bağlı kaldı ama gittikçe orası da dönüştü. Aslında Nakşibendilik de kendi içinde Asyatik ve Anadolucu ritüeller içeren, Yesevinin talebesi Sultan Sarı Saltuk ile aynı yolda yürüyen insanlardı ama Nakşilik baskılar sonucu yolundan saptı, uzlaştı. Bu gün bile Hacı Bektaş Veli'nin eserlerini Nakşiler yeni dile çevirdiler ama başına da eklemişler ''Tenkitli Çeviri''diye. Bu zor yıllarda Hacı Bektaş'ın torunu Balım Sultan bile yeni bir Hacı Bektaş-i Veli Velayetnamesi yazmak zorunda bırakıldı. Bu baskı, tartışma ve çatışma Osmanlının gerilemesi, çözülmesi ve yıkılmasına başlangıç oldu. Katı şeriat kuralları ve softalık, fikir, siyaset ve bilgi alanında derin çöküntüye yol açtı. Eskiler unutturuldu. Bölgemizinin din tarihi ve maneviyatı da bu anlattığıma uygun bir gelişme yaşadı.
Bu zorlu dönemde Sultan Abdurrahman Türbesi, zorunlu olarak , Arap ya da Fars asıllı Abdülkadir Geylani'ye bağlılığı gösteren, sözlü bir velayetname çıkardı. Oysa tarihdeki hiç bir Türk Tarikat kendini Arap bir tarikata bağlı göstermemişti. Ahmet Dede Türbesi bunu kabul etmedi, eski geleneğe sadık kaldı, Ahmed Dedenin manevi ağırlığından dolayı kimse bir şey diyemedi ama onun hakkında da ''neden namazını kılmıyorsun'' gibi dedikodu yayıldı. Cumhuriyet döneminde tarikatlar yasaklanınca bu defa din alanını Diyanet İşleri belirledi. Diyanet İşleri Başkanlığı da zamanla benzer bir değişim yaşadı. Ancak tarih bilinci olanlar bilirki, türkçe konuşan halklar, ilk türk Müslümanlardan bu yana, itikaten İmam Maturidiye, Fıkıhen İmam Hanifiye bağlıdır. Bu gün Diyanet Selefi- Eşari ve Şafi bir kampa sapsa da, halk çoğunlukla Maturidi-Hanife çizgisinde yürümektedir. Oysa Geylani Şafi mezhebinden olup sonradan Hanbeli mezhebine geçmiş birisidir. Alperen Sarı Saltuk talebesi Sultan Abdurrahmanı kasıtlı olarak Geylaniye bağlayanlar bu basit gerçeği bile bilmiyorlar ve bölgenin inanç önderlerinden birisini karalıyorlar. Kısacası bölgede inanç alanı böyle gelişti.
 
Bu arada Baraklı Köyü'nün Baraklı Obalarından gelme yani Barak Baba Ocağı geleneğinin devamcısı olduğunu geçerken belirtelim.
Bu konuyu bitirirken burada önemli bir bilgi daha verelim. Afyonkarahisar'da çok sayıda Bektaşi Cami-i vardır. Özellikle ilk kurulan tarihsel Cami-iler Bektaşi geleneğine aittir. Ulu Camii ( Bu Camii Sahip Ataların bir ağaç mimarisi dehası idi,beylik savaşları sırasında tahrip olmuş, sonradan Karamanlılarca onarılmış, yeniden açılmıştır), İmaret Camii( Bu Camii neredeyse tamamı yıkılıp Gedik Ahmet Paşa tarafından yeniden yaptırılmış Paşanın ismini almış ama nedense halk diline imaret olarak yerleşmiş), Mısri Sultan -Niyazi- Camii ( Bu Camii bana hep gizemli gelmiştir, Mısır dolaylarında ihtilalci Yedi İmamcılardan İsmailiiliğin camilerini düşündürecek öğeleri mevcuttur), Kuyulu Camii, Kubbeli Camii, Zül-Ali Camii, Yarenler Camii, Süt Dede Camii, vb. Ayrıca Türbe Camii gibi bazı Camiiler ise Mevlevilerin Camiisi'dir. Timur'u Afyon'a sokmayan Veli Baba'da Türbe Caminde yatıyor. Veli Baba'da eski Babalar geleneğindendir.
Osmanlı, ilk döneminde inanç alanı Babaların elindeydi, hatta ''Diriliş-Ertuğrul'' dizisinden tanıdığımız Geyikli Babanın tahtadan uzun bir kılıcı varmış, o kılıcın bir parçası hala Bursa'da müzede. Orhan Gazi, sık sık Geyikli Babayı ziyarete gider, ''Baba şarap sever'' diyerek bir katır yükü şarap götürürmüş... Ancak Diriliş-Ertuğrul dizisinde Geyikli Baba bir meczup olarak tanıtılmış, hakaret derecesinde yanlış tanıtılmış, yaşadığı zaman karıştırılmış, sonra İbn-i Arabi'den daha aşağı bir konumda gösterilmiş, oysa durum tam tersidir, zamanın İbni Arabi gibi alimleri Anadolu'da bir Babadan el ya da izin almadan Osmanlı topraklarında ders veremezlerdi.
07.07.2016 16:27  

Yorum gönder
Adınız:
Yorum:
 
Harf Doğrulama Kodu:

Lütfen Üstteki Harfleri Boşluğa Yazınız.
 


Önceki Resim:
   Başmakçı, Afyonkarahisar (Osman Ünlü)  
 Sonraki Resim:
Döğer kervansarayı, İhsaniye, Afyon, Osman Ünlü   




  Design by 18.11.2008 Erkan  

RSS Feed: Tarihi Döğer kervansaray, İhsaniye, Afyon, Osman Ünlü (Yorumlar)

Page generated in 0.809257 seconds with 15 queries, spending 0.697000 seconds doing MySQL queries and 0.112257 doing PHP things. GZIP compression disabled